Siz ne güzelsiniz....Bursa da ALİ BABA...sizleri TV de görmek,ALİ BABA yı tanımak ne saadet...şuan ki duygularımın sürekli olması dileğiyle ellerinizden öperim..bizler için de dua ediniz...saygılarımla...
Hasan Özman
mkemalpaşa/BURSA
|
Posted at Perşembe, 20 Aralık 2007 11:22
|
Değerli Hocam,sizi ramazan ayında bir televizyon programında izledim,bugüne kadar sizi tanımamış olmanın üzüntüsünü yaşadım ve yaşıyorum.Şunuda biliyorum ki vakit gelmeden hiçbirşey olmaz.Allah yar ve yardımcınız olsun.Size ulaşmak görüşmek duasıyla.saygılarımla
fatma
ıstanbul
|
Posted at Pazartesi, 17 Aralık 2007 21:15
|
değerli hocam,
ben üsküdar cumhuriyet lisesi 5 edebiyat A sınıfı öğrencilerinizdenim.(1980)
tv"den,radyodan, sizi sürekli takip etmeye çalışıyorum. Gönlünüzün güzelliği yüzünüze yansımış, o yıllardaki sabırlı ve güleryüzlü halinizi anımsadığımda bana çok daha fazla şey ifade ediyor. Sizin gibi değerli bir alimi tanıdığım için kendimi şanslı kabul ediyorum.Gönül güzelliğinizden mümkün olduğunca faydalanya çalışıyorum.Allah ilminizi arttırsın.Allaha emanet olun.Selam ve dua ile...
şengül kurt
üsküdar
|
Posted at Cuma, 14 Aralık 2007 22:13
|
kıymetlim en sevgili ya şehri huzur ögretmenim sevgiyi ve sevmeyi ögrendiğim
sitenize yeni ulaştım ve yüreğim 12 yıl öncesine gitti ve kıpırtılarını hissetmek kadar mutlu oldum sizi seviyorum ve gururduyuyorum inşaallah sizlerde bizlerle gurur duyuyorsunuzdur. saygılarımla ellerinizden öpüyorum
devran dinç
istanbul
|
Posted at Pazar, 02 Aralık 2007 22:56
|
SAYIN Sarkut sitenizi inceleme ve okuma fırsatını buldum karşılaştıgım bilgiler çok memnun ediciydi sahsınızın sohbetine katılma fırsatını 1 kez bula bildim.en kısa zamanda sohbetlerinize katılabilmeye gayret göstericem. tanışmak ve gönül bagı kurmak dilegiyle.şahsınızda anneniz hanım efendi Meşkure Sarkut hanımefendiye muhabetlerimi ve hürmetlerimi sununuz efendim. enkısa zamanda tanışmak dilegiyle. hürmetle.
bağdagül atan
adapazarı
|
Posted at Cumartesi, 17 Kasım 2007 13:53
|
Saygıdeğer kardeşim, sizi ilk moral fm de tanıdım, ve öyle çok sevdimki ve dedim "Allahım sizde ne güzel tecelli etmiş"
canım canım canım kardeşim sizi çok seviyorum.
siz anlatın ben sabahlara kadar dinlerim.
bir hanım
Ş. Urfa
|
Posted at Cuma, 16 Kasım 2007 20:00
|
:merhaba cemalnur hanımefendi..
sizin soru cevap halindeki kitabınızı okudum hemde bir kez değil.her okuyuşumda daha çok şey anladığımı hissediyorum. daha önce ekpo channel da sohbetlerinizi dinlemiştim ... iyiki sizi tanıdım .. keşke sizi daha çok ekranda görsek . dinlemek, dinledikçe öğrenmek ve aydılankak dileği ile çalışmalarınızda başarılar diliyorum ..sayenizde sayın kenan rıfai yi ve samiha ayverdiyi çok daha yakından tanıdım . allah sizden razı olsun. iyiki varsınız...
Tülin Özgen
izmir
|
Posted at Cuma, 02 Kasım 2007 22:54
|
“Bir söz söylersen, bin söz işitirsin benden “ demiş adamın biri . “Bin söz söylesen bir söz işitemezsin benden “ demiş Mevlana.
Ben bin söz edeceğim şimdi , bir söz duyamayacağım sizden. “Herkes kendi kabı kadar alır” nasılsa, sözlerim, eğer çalamadıysa gönlünüzün kapısını zaten yokturlar, hiçtirler. Mevlana bulmuştur gönlünüzün kapısını açmayı oysa, onun için Mevlana’dır o tüm dünyaya;
Peyda olurum saklanırım , işte buyum,
Müslüman, Hristiyan, Musevi olurum,
Kalbim yerleşsin diye her bir yüreğe,
Ben kendime her gün yeni bir yüz bulurum.
Hep yarına öteliyoruz sevmeyi, affetmeyi, çalışmayı, mutluluğu… andan ziyandayız evvelallah. İçimde çınladı birden “hep yarın yarın diyerek şu yankesici nefis ömrümüzü çalar durur. Bütün ömrün bugündür ancak sen o yankesicinin vadesine kanma”. Elde varsa yalnızca bugün, şu an, şu soluk acele edelim iyilik etmekte, affetmekte, tövbe etmekte, sevmekte, gülmekte, mutlu olmakta. Yaradanımızın büyük planında birbirine bağlayamadığımız, üzüldüğümüz, hayret ettiğimiz olaylar, işler olur durur. İçinden çıkamayacağımız bu ilişkiler, etkiler , neden-sonuçlar döngüsünü anlamaya çalışmak bizi çaresiz hissettirir, içinden çıkamayız işlerin , ilişkilerin, sonuçların... İyi diye bildiğimizde kötülük, kötü diye bildiğimizde iyilik gizlenmiş olabilir, hiç kimseye çekemeyeceği yükü yüklemeyen Yaradanımız her zorluğun yanında bir kolaylığı vermiştir. Tevekkül bu döngünün temel taşıdır. Tevekkül ederse insan, gerçek olur “kul çekilince aradan tecelli eder Yaradan" . Kalbimizde köşe bucak bayram temizliği yapmalıyız ki yere göğe sığmayan Rabbimiz sığsın kalbimize. Kin büyütmeyelim kalbimizde, önyargı, kıskançlık, inat, vesvese varsa gönderelim onları dönüşü olmayan yolculuklara…İyilik, imkan kadar imandan beslenir, Everest’in zirvesinde değil parmağımızın, dilimizin, ayağımızın ucundadır. Elinden, dilinden kimseye zarar gelmeyen Müminin, elinden, dilinden herkese bir yarar gelmesidir. Gülümsemek insanlara, tutmak elini bir yaşlının, cam kırıklarını toplamak çocuk bahçesinden, hatır sormak,,, dert dinleyelim, sevinç dinleyelim, fırsat çok…
Bir ayna halk ettim sana, bari,
Ön yüzü kalp, arkası dünya,
Ancak ey dost, ön yüzü bilmez isen,
Ardını tercih edersin daha ziyade sen,
Tertemiz bu kalbin gerçek sahibi teşrif edecektir. Var oluş sebebimizle “ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim, bu sebeple dünyayı halk ettim” diyen Rabbimizle buluşuruz orada kalbimizde,,,
Seyahat etmeye yoksa ayağın,
O zaman kendi içine giden yolu tercih et,
Böyle bir seyahat toz zerresini,
altuni harikaya tebdil eder.
Kalbimiz bulunca sahibini, başlarız anmaya Yaradanı , biz onu andıkça yaradanımızda bizi anar.
Kim ki suya susar,
Suda susamıştır ona.
Sadık yarimiz kara toprak kucaklamadan bizi yapılabilecek iyilikler var. Örneğin; sarılacak boyunlar, affedilecek insanlar, affedecek insanlar, aranacak dostlar, sevilecek minikler, gülümsenecek komşular bulmak çok kolay. Gözünüzde küçültmeyin iyiliklerinizi. Yaradanımızda böyle yapıyor, gülümsememizle sevinç verdiğimiz bir yüreğe karşılık, iyilikten bir dağ veriyor bize.
Bir dergaha katılmak ister adam, , dergahın piri “hiç aşık oldun mu ? “ diye sorar adama. “Hayır” deyince adam, “öyle aşık ol öyle gel” der dergahtakiler. Adam 3-4 kez daha gelir dergaha , her defasında aynı yanıtı alır. Son gelişinde “neden aşık olmamı istiyorsunuz, anlayamadım” der. “kul aşkını tatmayan Yaradan aşkını yaşayamaz” olur yanıt. Fransız öpücü isimli bir filmde, genç kadın kendisine ilgisiz davranan nişanlısı ile dans etmektedir. Nişanlısı “sana ne olmuş” der “sanki biri içindeki ışığı yakmış”… kalbimizin aynası parladığında ışık saçar kalbimiz.
Hamken pişiren bizi, kula aşktır ancak. İlk vazgeçişimiz kendimizden, kula aşk ile olur. Yarimiz yarımızdır, yaramızdır,batmayan güneş, solmayan çiçek, tükenmeyen nefesimiz, doğmayan yıldızımızdır… onun için yaşarız. Her yerde, her şeyde sevdiğimizi görürüz, yemek pişti derken, telefonum çalıyor derken, sokak kapısını açarken, kitap okurken, yerken, yüzerken, uyurken hep aklımızdadır. Çöplükler kötü kokmaz, azlar çok, uzlar yakın,,,acılar tatlanır, gri gök pembe oluverir, bedenimiz dik, yanağımız pembe, gözlerimiz ışık doludur. İşte pişeriz böyle aşkla. Ben yokum artık sevdiğim var, yarim herşeydir, bense hiçim. Aşkın hamı pişirir, lezzetlendirir, kıvamına getirir.
“Daha ne vakte kadar bu yoksul canı düşüneceksin, daha ne kadar bu zahmetlerle dolu cihanın üzüntülerini çekeceksin. Toprağın senden alacağı, ancak bu kalıptır, onu bir çöplük say ötesini düşünme” .
İlahi aşkı kalbimizin içinde hissetmek hepimize nasip olsun. Bu aşk, yakarken ziyan etmez, karartmaz, aydınlatır, beni buldurur benden içeri…kendimizi bilerek biliriz rabbimizi.
“Dünyada herkes sevgilisine can verir, fakat birinin sevgilisi kan tulumundan ibarettir, öbürünün ki güneştir, ışıktır. Madem ki herkes kendine bir sevgili seçer, kendini bir yok için yok etmeye yazık”. İşte ulaştık sona ve hem başa , piştik severek yaradanı yar’dan ötürü; sonra yandık, sevdik yaradılanı yaradandan ötürü.
kadriye
|
Posted at Salı, 16 Ekim 2007 10:13
|